Psk. Feza H. Kavukçu
Yavaşlamak mümkün mü? Sürekli bir şeylere geç kalmış gibi mi hissediyorsun? Hayatın içinde sorumluluklarımızı yerine getirirken, rutinlerimizi yavaşlatmak, hatta tamamen durmak mümkün olabilir mi?
Günlük yaşamda hep bir sonraki adımı planlayarak hareket ediyoruz. Stresli, yoğun tempolu işlerimiz; sürekli tetikte olmamızı bekleyen şehir yaşamı ve sosyal medya… Özellikle sosyal medya, bizi diğerlerinin yaşam standartlarıyla kıyaslamaya sürüklerken, aynı zamanda sürekli üretmeye ve aktif olmaya zorlayan bir alan haline geldi. Böyle bir düzenin içinde bir günümüz biraz daha sakin geçtiğinde ya da tempomuz düştüğünde, içimizde beliren suçluluk duygusu yavaş yavaş yerini yetersizlik ve değersizlik hissine bırakabiliyor.
Üretkenlik, aslında insanın hayatta kalması ve anlam arayışıyla doğrudan ilişkili evrimsel bir ihtiyaç. İnsan, hem doğaya hem kendi varoluşuna üretimle cevap verir. Bu yüzden üretmek, bireysel ve toplumsal düzeyde kıymetli bir gerekliliktir. Ancak bugün geldiğimiz noktada, üretkenlik yalnızca daha fazlasını yapmakla, yeni bir şeyler ortaya koymakla, hızla ilerlemekle eşdeğer hale geldi. Bu da üretkenliğin toksik bir boyuta taşındığını gösteriyor.
Toxic productivity yani toksik üretkenlik, kişinin ne yaparsa yapsın kendini yetersiz hissetmesine neden olabilir. Oysa bazen en büyük ve en anlamlı adımlar, sessizlikte ve durağanlıkta atılır. Tıpkı bir yazarın kitabını yazmadan önce içine dönmesi, ilham araması ve keşfetmesi gibi… Gerçek üretim, sadece sürekli çalışarak değil, bazen de durarak, bekleyerek ve düşleyerek gerçekleşir.
Modern nörobilim de bu bakış açısını desteklemektedir. “Otopilot: Hiçbir Şey Yapmamanın Bilimi ve Sanatı” adlı kitabında Nörobilimci Prof. Andrew Smart, insanların suçluluk hissetmesine neden olan “hiçbir şey yapmama” halini bilimsel olarak inceler. Kitapta, beynin yaratıcı düşünce ve üst düzey problem çözme yeteneklerinin boş zamanlarda ve dinlenme anlarında aktive olduğuna dikkat çekilir.
– Peki, dinlenmeyi suçlulukla değil, şefkatle eşleştirmek nasıl mümkün olur?
Kendimize suçluluk yüklemeden dinlenmeye izin vermek, hem bedenimize hem ruhumuza bakım vermek anlamına gelir. Bu, elbette sorumluluklarımızı tamamen bırakmak demek değildir. Gündelik işlerimizi sürdürürken bile, bazen bilinçli olarak yavaşlamak mümkündür: Yürürken, yemek yerken, mail atarken ya da sadece bir kahve içerken…Bu durum zihnimize bir tehlike veya tetikleyicinin olmadığını hatırlatır.Böylece sinir sistemimiz rahatlayıp gevşeyebilir.
Çünkü hız, çoğu zaman stresin bedendeki hali; yavaşlık ise regülasyonun ve güvenin dilidir.
Sosyal medyanın hızına yetişmek zorunda değiliz. Kendimize bunu sık sık hatırlatmamız gerekiyor. Çünkü üretme ve bir şeyler ortaya koyma ihtiyacımızı sağlıklı bir şekilde karşılayabilmek için, önce psikolojik ve fiziksel iyiliğimizi korumamız gerekir. Durmayı ve yavaşlamayı da üretmenin bir parçası olarak görebiliriz.
