Kln. Psk. İrem Özden
Klinik psikoloji, bireylerin duygusal, bilişsel ve davranışsal süreçlerini anlamaya, açıklamaya ve iyileştirmeye yönelik bilimsel bir disiplindir (Shafranske, 1996). İnsan yaşamını anlamada biyolojik, psikolojik ve sosyal faktörlerin yanında kişilerin spritüelliğebakış açıları da dikkate alınması gereken önemli bir unsur olarak değerlendirilebilir (Richards & Bergin, 2005). Spritüellik, bireyin yaşamda anlam, amaç, bağlılık ve aşkınlık deneyimi ile ilişkili olup kişinin varoluşsal yönünü doğrudan besler (Pargament, 1997). Bu nedenle, spritüellik yalnızca dini bir inanç sistemiyle sınırlı değil; kişinin kendini aşma, evrenle bütünleşme ya da yaşamı anlamlandırma biçimlerini de kapsar. Günümüzde klinik psikolojide spritüel boyutun giderek daha fazla tartışılması, insanın bütüncül bir varlık olarak ele alınmasının bir yansımasıdır (Koenig, 2009).
Psikoloji tarihinde spritüellik uzun süre bilimsel çerçevenin dışında bırakılmıştır. Freud, dini ve spritüel eğilimleri çoğu zaman nevrotik ihtiyaçlarla açıklarken; bazı hümanist ve varoluşçu psikologlar bu boyutu bireyin anlam arayışında temel bir kaynak olarak değerlendirmiştir (Shafranske, 1996). Modern psikoterapi literatüründe ise spritüellik, özellikle kriz durumları, travmatik deneyimler, yas süreçleri ve ölümle yüzleşme gibi konularda bireylere destek sağlayan önemli bir unsur olarak görülmektedir (Pargament, 1997).
Araştırmalar spritüelliğin, psikolojik dayanıklılık, umut ve iyileşme süreciyle yakından ilişkili olduğunu göstermektedir (Koenig, 2009; Pargament, 1997). Danışanların spritüelinançları, onların yaşamla kurdukları bağda, kendilerini anlamalarında ve zorluklarla baş etme biçimlerinde işlevsel olabilir (Richards & Bergin, 2005). Bununla birlikte spritüel inançlar bazı durumlarda suçluluk, korku ya da katı düşünce kalıplarıyla da ilişkili olabilir (Koenig, 2009). Bu nedenle terapistin görevi, danışanın inançlarını benimsemek ya da reddetmek değil; bu inançların danışanın yaşamında nasıl bir rol oynadığını anlamak ve sürece uygun şekilde ele almaktır (Akalın&Türküm, 2021). Türkiye’de yapılan çalışmalar da spritüelliğinpsikolojik danışma sürecine katkı sağlayabileceğini göstermektedir (Akalın&Türküm, 2021). Bu bulgular, danışanın inancının ya da inançsızlığının terapi odasında dışlanmaması gerektiğini ortaya koymaktadır.
Sonuç olarak, klinik psikolojide spritüellik hem bireyin içsel dünyasına dair derin bir bilgi sunmakta hem de terapi süreçlerinde destekleyici bir kaynak olarak rol oynamaktadır (Pargament, 1997; Richards & Bergin, 2005). Spritüelliğe inanmak ya da inanmamak, danışanın kişisel öyküsünün ayrılmaz bir parçasıdır (Koenig, 2009). Bu nedenle, terapistlerin danışanlarının spritüel yönelimlerine karşı açık, kapsayıcı ve saygılı bir tutum geliştirmesi,hem etik açıdan hem de klinik etkililik açısından önemlidir. Spritüellik, psikoterapi sürecinde yok sayılmaması gereken, danışanın bütüncül iyileşmesine katkı sağlayabilecek bir boyut olarak ele alınmalıdır (Akalın&Türküm, 2021).
Kaynakça
• Koenig, H. G. (2009). Research on religion, spirituality, and mental health: A review. Canadian Journal of Psychiatry, 54(5), 283–291. https://doi.org/10.1177/070674370905400502
• Pargament, K. I. (1997). The psychology of religion and coping: Theory, research, practice. New York: Guilford Press.
• Richards, P. S., & Bergin, A. E. (2005). A spiritual strategy for counseling andpsychotherapy (2nd ed.). Washington, DC: American Psychological Association.
• Shafranske, E. P. (1996). Religion and the clinical practice of psychology. Washington, DC: American Psychological Association.
• Akalın, M. B., & Türküm, A. (2021). Kültüre Duyarlı Psikolojik Danışma. Anadolu University Journal of Education Faculty, 5(1), 81-107. https://doi.org/10.34056/aujef.850094
