Kln. Psk. Damla Şahinli
Psikolojide Spiritüelliğin Yeri:
Ruhun Sesine Kulak Vermek ile Gerçeklikten Kaçmak Arasında Bir Yerde…
Spiritüellik Neden Bu Kadar Konuşulur Oldu?
İster bir tütsü dumanında, ister bir tarot destesinin kenarında, isterse bir meditasyon uygulamasının bildiriminde karşımıza çıksın… Spiritüellik bugünlerde her yerde. Sadece sosyal medyada değil, üniversitelerde açılan “consciousness studies” programlarında, terapi seanslarında, hatta tıp dünyasının kronik hastalıklarla başa çıkma rehberlerinde bile yer buluyor.
Bu yükselişi sadece bir “moda” olarak görmek fazla indirgemeci olur. Çünkü bu ilgiyi körükleyen çok daha derin bir ihtiyaç var: Anlam arayışı. Belirsizlik çağında yaşıyoruz. Pandemiler, savaşlar, iklim krizi, yalnızlık salgını… İnsan zihni, her zamankinden daha çok neden, yön ve değer arıyor. Ve işte tam burada devreye spiritüellik giriyor. Ama psikoloji bu meseleyi nasıl okuyor?
Bilim Spiritüelliğe Ne Diyor?
Yıllar boyunca psikoloji spiritüel deneyimleri “yanılsama” olarak görme eğilimindeydi. Özellikle Freud gibi kurucu figürler, dini ve mistik deneyimleri bastırılmış arzuların dışavurumu olarak tanımladı. Ancak bu bakış zamanla değişti.
Amerikan Psikoloji Derneği (APA) son yıllarda yayınladığı pek çok makalede, spiritüel deneyimlerin depresyon, anksiyete ve travma sonrası büyüme üzerinde olumlu etkileri olduğunu gösteriyor.
2023 yılında Journal of Positive Psychology’de yayımlanan bir meta-analiz, düzenli olarak meditasyon, dua ya da doğayla bağ kurma gibi spiritüel pratikleri sürdüren bireylerin daha yüksek yaşam doyumu, içsel huzur ve anlam hissi taşıdığını gösterdi.
Üstelik bu deneyimlerin nörobilimsel karşılıkları da inceleniyor. Spiritüel bir deneyim yaşarken beynin default mode network (varsayılan mod ağı) adı verilen bölgesinin farklı çalıştığı ve bireylerde benlik sınırlarının çözülerek daha bütünsel bir farkındalığın ortaya çıktığı görülüyor.
Yani artık bilim dünyası spiritüelliği bir “kaçış” değil, potansiyel bir iyileşme kaynağı olarak görmeye başlıyor.
Peki ya Varoluşçu Psikoloji Ne Diyor?
Varoluşçu psikolojinin kurucularından Viktor Frankl, insanın temel ihtiyacını “anlam arayışı” olarak tanımlar. Ona göre, bir insan neden yaşadığını biliyorsa, neredeyse her “nasıl”a dayanabilir. İşte bu felsefe, spiritüel eğilimlerle şaşırtıcı bir uyum içinde.
Varoluşçu psikologlar, spiritüelliği dogmatik bir inanç sisteminden çok daha geniş bir yerden değerlendirir. Spiritüellik, içsel bir yönelme; kişinin kendini evrensel düzlemde konumlandırma çabasıdır. Bu yönelme bazen bir dini inançla, bazen doğa karşısındaki hayranlıkla, bazen de sanatsal bir yaratımla ortaya çıkabilir.
Yani mesele neyi kutsallaştırdığın değil, kutsallıkla nasıl ilişki kurduğun.
Rollo May’in ifadesiyle: “İnsanın kendinden daha büyük bir varoluşla bağlantı kurma ihtiyacı, sadece inançlı olmakla ilgili değildir. Bu, varoluşsal bir açlıktır.”
Spiritüellik, Psikolojik Sağlığa Gerçekten Fayda Sağlar mı?
Cevap: Hem evet, hem hayır.
Evet, çünkü anlamlılık hissi, psikolojik dayanıklılığı artırır. Ruhsal pratikler, zihin-beden bağlantısını güçlendirir, öz-farkındalığı artırır ve kişinin yaşamına yön verme becerisini destekler.
Ancak hayır da olabilir. Çünkü bazı durumlarda spiritüellik, kaçınmanın maskesi hâline gelebilir. “Pozitif enerjiye inan, her şey geçer” gibi cümleler, kişinin acısını inkâr etmesine ve yüzleşme kapasitesinin zayıflamasına neden olabilir.
Bu yüzden önemli olan, spiritüel yaklaşımın kişinin gerçekliğini daha derinlemesine kavramasına yardımcı olup olmadığıdır. Yani içe dönmek mi, kaçmak mı?
Gündelik Hayatta Bu Ne İşimize Yarar?
“Hayatımdaki en küçük şeyin bile bir anlamı varmış gibi davransaydım, bugün neyi farklı yapardım?”
Bu, bir dini ritüel yapmak ya da kadim metinleri ezberlemek zorunda olduğun anlamına gelmez.
Bazen sadece bir ağacın gövdesine dokunmak, bazen yürürken ayaklarının toprağa bastığını hissetmek ya da bir kaygıyı, “bu da geçer mi?” demeden sadece “evet, buradasın” diyerek selamlamak bile bu farkındalığın parçası olabilir.
Spiritüellik, hayata “öte”den değil, tam da şu andan bakabilme cesaretidir. Varoluşçu psikolojinin bize hatırlattığı gibi: Anlam, dışarıdan bulunmaz; içeride inşa edilir.
