Kln. Psk. İrem Özden
Otantik yaşam mümkün müdür? Biraz düşünelim, otantik yaşam, çoğu zaman “kendin olmak” gibi basit bir sloganla ifade edilse de, varoluşçu düşüncede bu kavram oldukça derin ve rahatsız edici bir içeriğe sahiptir. Martin Heidegger’e göre insan, çoğu zaman kendi yaşamını gerçekten seçmez; ötekinin (das Man) beklentileri doğrultusunda, farkında olmadan ödünç bir hayat sürer. Öyle ki das Man tamamıyla yok sayabileceğimiz bir yapı değildir (Heidegger, 1927/2010). Otantik olmayan yaşam, yanlış bir yaşam değildir; fakat başkalarının normlarıyla şekillenmiş, düşünülmeden devralınmış bir varoluştur. Heidegger, otantikliği insanın kendi “var-oluş”unun sorumluluğunu üstlenmesi olarak tanımlar. Günlük hayatta bu, çoğu zaman küçük ama anlamlı anlarda görünür. Örneğin biri, yıllardır sevmediği bir işte çalışmaya devam ederken “Böyle gelmiş, böyle gider” diyebilir. Bu cümle, Heidegger’in sözünü ettiği gündelik kaybolmuşluğun tipik bir ifadesidir. Otantik yaşam ise bu kabullenişin bir an için askıya alınmasıyla başlar: “Gerçekten bunu ben mi istiyorum?” (Heidegger, 1927/2010).
Jean-Paul Sartre otantikliği özgürlük kavramı üzerinden ele alır. Ona göre ‘’varoluş özden önce gelir”; yani kim olduğumuz, yaptığımız seçimlerle şekillenir; diğer bir değişle insan kendi kendini inşa eder (Sartre, 1946/2007). Bu özgürlük ise beraberinde ağır bir sorumluluk getirir. Sartre’ın “kötü inanç” (bad faith) kavramı, bireyin bu sorumluluktan kaçmak için kendisini bir role indirgemesini anlatır. “Ben böyleyim”, “Elimde değil”, “Şartlar bunu gerektiriyor” gibi ifadeler, insanın kendi özgürlüğünü inkâr etme biçimleridir (Sartre, 1943/2003).
Otantik yaşam, her zaman konforlu değildir. Aksine, çoğu zaman kaygı üretir. Çünkü otantik olmak, mazeretlerin arkasına saklandığımızda dahi saklandığımızı kabul etmeyi barındırır. Örneğin bir ilişkide uzun süredir mutsuz olduğunu fark eden bir kişi için otantik davranmak, bu gerçeği inkâr etmemekle başlar. Bu, ilişkiyi hemen bitirmek anlamına gelmez; fakat kendi duygusunu göz ardı etmemek anlamına gelir. Varoluşçu bakış açısında otantiklik, mükemmel bir benlik yaratmak değildir. Heidegger’in vurguladığı gibi insan, ölümünün farkındalığıyla yüzleştiğinde, zamanının sınırlı olduğunu kavrar ve bu farkındalık onu daha sahici bir yaşama çağırır (Heidegger, 1927/2010). “Bir gün” diye ertelenen hayat, otantik yaşamda yerini “bugün neyi seçiyorum?” sorusuna bırakır. Otantik yaşamak, toplumdan kopmak ya da herkese karşı gelmek değildir. Otantiklik, başkalarının sesini tamamen susturmak değil; kendi sesini duyabilmektir. Bu ses bazen titrek, bazen kararsız olabilir ancak insana aittir. Varoluşçu düşünürlerin ortaklaştığı nokta şudur: İnsan, kendi hayatının yazarı olmayı kabul ettiğinde, yaşam sahici bir derinlik kazanır.
Kaynakça (APA 7)
Heidegger, M. (2010). Being and time (J. Stambaugh, Trans.). State University of New York Press. (Original work published 1927)
Sartre, J.-P. (2003). Being and nothingness (H. E. Barnes, Trans.). Routledge. (Original work published 1943)
Sartre, J.-P. (2007). Existentialism is a humanism (C. Macomber, Trans.). Yale University Press. (Original work published 1946)
