İçeriğe geç

Mükemmeli Ararken Ertelemek

Psk. Feza H. Kavukçu

Ertelemek, hep en doğru zemini bekleyen bir adımın havada asılı kalması gibidir. Adım atmak için rüzgarın durması, yolun düzelmesi, kendiliğin ‘tam’ hissedilmesi beklenir.

Kusursuzluk inancı yada mükemmeliyetçilik yalnızca önemli adımları atarken veya kararlar alırken değil gündelik basit işleri, kendimizle ilgili rutinleri bile felç edebilir. Çünkü mesele işin büyüklüğü değil yaşanılan zihinsel engeldir. Başlamak için bir şeyler koşul olarak belirlenmiş olur. Bir türlü ulaşılamayan bu koşullar içimizde eyleme geçmeyle ilgili kaygı ve korkuları kısa süreliğine yatıştırsa da uzun vadede ise kendini eleştiren ve suçlayan sesler artabilir.

Mükemmeliyetçilik, performans için aşırı yüksek standartlar belirleme ve kişinin kendi davranışlarını eleştirel bir şekilde değerlendirme eğilimini kapsayan bir kişilik özelliği olarak tanımlanmış ( Frost vd., 1990 ; Hewitt ve Flett, 2004, akt.Flett, Hewitt, Saklofske, Smith and Yosopov, 2024).  

Peki mükemmel ya da kendimize göre olması gereken standartlar belirlerken gelişme ve değişme şansını kaybediyorsak? Erteleme davranışı da tam bu noktada ortaya çıkıyor. Erteleme davranışı oldukça kompleks bir süreç ve elbette tek bir nedene indirgenemez ancak araştırmalar gösteriyor ki mükemmeliyetçilik ve erteleme önemli ölçüde ilişkili ( Flett, Hewitt, Saklofske, Smith and Yosopov, 2024).

Bu iki kavram arasındaki ilişkiye aracılık eden en önemli bilişsel faktörün ise başarısızlık korkusu (failure fear) veya başarısızlığa duyarlılık (failure sensitivity) olduğu saptanmış. Başarısızlık duyarlılığı, “olası başarısızlıkları öngörme, belirsiz geri bildirimler mevcut olsa bile başarısızlıkları kolayca algılama ve kişisel başarısızlıklara çeşitli şekillerde aşırı tepki verme eğilimi” olarak tanımlanmıştır ( Flett ve Hewitt, 2022 , akt. Flett, Hewitt, Saklofske, Smith and Yosopov, 2024).

Başarısız olunacağına dair inanç kişinin eyleme geçmekten kaçınmasına yol açıyor dolayısıyla küçük bir başarısızlık muhtemel tüm durumlara genellenebiliyor. Hata yapmak ve başarısızlık kavramlarıyla ilgili yoğun bilişsel aktivite, mevcut benlik ile gerçek veya ideal benlik arasında bir tutarsızlık olduğunu hatırlatıyor. İşleri son ana ertelemenin bireyde içsel ve dışsal sorunlar yarattığı, içsel sonuçların kişide kızgınlığa ve pişmanlığa neden olurken; dışsal sonuçların gerginliklere ve fırsatların kaçmasına neden olduğu görülmüş. (Gülebağlan, 2003 akt. Çetinkaya, Değirmenci ve Sayın Karakaş, 2023).

Güncel araştırmalar; kişinin kendisini kaba, eleştirel ve yargılayıcı bir şekilde değerlendirmesinin, erteleyici bireylerindeneyimledikleri strese katkıda bulunduğunu göstermiştir.Lisans öğrencileri üzerinde yapılan bir çalışma, erteleme puanlarının orta ila düşük düzeyde öz şefkate sahip öğrenciler için en yüksek olduğunu bulmuştur (Williams, Stark ve Foster, 2008, akt. Sirois, 2013).

Erteleme ve streste öz şefkatin rolünü inceleyen dört örneklem üzerinde yapılan diğer bir çalışmada erteleme, daha düşük öz şefkat düzeyleri ve daha yüksek stres düzeyleri ile ilişkilendirilmiştir. Bu bulgular öz şefkati teşvik eden müdahalelerin bu bireyler için faydalı olabileceğini düşündürmektedir (Sirois, 2013).

Erteleme davranışını bir buzdağı gibi düşünürsek çoğu zaman yüzeysel etiketlerle açıklansa da altında yatan daha derin psikolojik dinamikler, inançlar olabiliyor. Özellikle kusursuzluk inancı ve başarısızlığa karşı aşırı duyarlılık, bireyin hem büyük hem de gündelik görevler karşısında adım atmasını zorlaştırıyor. Ancak araştırmalar gösteriyor ki, bireyin kendisine karşı geliştireceği öz şefkat, bu döngüyü kırmada önemli bir rol oynayabilir. Bu noktada öz şefkat;hataları insan olmanın doğal bir parçası olarak kabul etmeyi, kendine anlayışla yaklaşabilmeyi ve zorlayıcı duygular karşısında kendini yargılamak yerine desteklemeyi en önemlisi de başarısızlık veya hata olarak gördüklerimizi de sahiplenebilmeyi kapsıyor.