İçeriğe geç

İç Sesin Seninle Konuşuyor mu?

Kln. Psk. Damla Şahinli

Bazen bir kararın eşiğinde durup hangisinin “doğru” olduğunu anlamaya çalışırsın. İçinde bir ses konuşur; bazen cesaretlendirici, bazen tereddütlü, bazen de tam anlamıyla belirsiz. 

Bazı filmler vardır, izlerken karakterin iç sesiyle o kadar bütünleşirsin ki sanki seninle konuşuyormuş gibi gelir. Inside Out (Ters Yüz) filmindeki Joy ve Sadness gibi zihninde farklı duyguların birbirleriyle çekişmesini hissedersin. Ya da Stranger Than Fiction (Lütfen Beni Öldürme) filmindeki Harold gibi, bir gün hayatının dış ses tarafından anlatıldığını fark edersen ne yapardın? Peki, iç sesin gerçekten seninle mi konuşuyor, yoksa sen sadece bir yankıyı mı dinliyorsun?

Varoluşçu terapinin önemli isimlerinden Yalom (1980), bireyin kendi anlamını yaratmasının ve kendine özgü bir iç ses geliştirmesinin özgürleşmenin bir parçası olduğunu söyler. Ama itiraf edelim, bu, kolayca gerçekleşen bir şey değildir. İç sesini keşfetmek bazen bir sisin içinde yol almaya benzer. 

Çünkü; iç ses her zaman fısıltıyla konuşmaz—bazen abartılı bir anlatıcı, bazen de gereksiz bir drama ustası olabilir. Eğer iç sesin sana nasıl seslendiğini merak ediyorsan, gel birlikte farklı yönlerini keşfedelim.

1. İç Sesinle Tanışmak
Bazı iç sesler, klasik bir romandan fırlamış gibi sakin ve bilgece konuşur. Bazılarıysa bir Tarantino filmindeki karakter gibi, sürekli diyalog halinde, enerjik ve hatta bazen agresiftir. Seninki nasıl?

Eğer iç sesin çoğunlukla belirsizse veya karışık bir hal alıyorsa, zihinsel gürültü içinde kaybolmuş olabilir. Rogers (1961), kişinin kendini gerçekten duyabilmesi için dış seslerden bir süreliğine uzaklaşmasını ve iç dünyasına alan açmasını önerir ve insanın kendini anlaması için önce seslerini tanıması gerektiğini söyler. Belki de zihnindeki bazı sesler, geçmişten ödünç aldığın cümlelerdir…

Bunu yapmanın yolları herkes için farklıdır. Bazıları için günlük tutmak, bazıları için doğada yürüyüş yapmak, kimileri içinse meditasyon veya basitçe derin bir nefes almak etkili olabilir.

İç sesin tek bir karaktere sahip olmak zorunda değil. Bazen sana güven veren bir ses, bazen şüpheci bir tarafın olabilir. Gendlin (1981) “focusing” yönteminde, farklı içsel sesleri tanıyıp onlarla çalışmanın kişinin kendini anlamasına yardımcı olabileceğini belirtir. Eğer iç sesin karışık geliyorsa, ona karakterler atamak ve onlarla sohbet etmek ilginç bir deneyim olabilir.

Bazen iç sesimiz bize ait gibi görünse de aslında toplumsal beklentiler, ebeveynlerimizin nasihatleri ya da eski öğretmenlerimizin sözleri olabilir. Peki, hangi ses gerçekten sana ait?

“Daha çok çalışmalısın, yoksa başarılı olamazsın.” → Bu gerçekten senin inancın mı, yoksa çevrenin yıllarca fısıldadığı bir cümle mi?

Varoluşçu terapide, insanın kendini tanımasının, onun varoluşsal özgürlüğünü keşfetmesiyle bağlantılı olduğu söylenir (Van Deurzen, 2010). Yani, iç sesinin gerçekten sana mı ait olduğunu, yoksa başkalarının sesiyle mi şekillendiğini sorgulamak, kendini keşfetmenin bir parçasıdır. Belki şu an fark ediyorsundur: Bazı sesler içinden gelirken, bazıları dışarıdan içeriye sızmış olabilir. 

Bazen iç sesinle iletişim kurmanın en iyi yolu, ona doğrudan soru sormaktır. “Gerçekten ne istiyorum?” veya “Bu düşünce beni nasıl etkiliyor?” gibi basit sorular, iç dünyanı daha net görmene yardımcı olabilir.

2. Seçim Senin: İç Sesini Bastırmak mı, Onu Keşfetmek mi?
Kendini gerçekten dinlediğinde, hayatın yönü değişmeye başlar. Çünkü kararlarını artık dış dünyaya göre değil, kendi iç sesine göre almaya başlarsın. Bugün, iç sesine bir şans ver ve onu gerçekten duymaya çalış.

Belki iç sesini anlamanın yolu, onu dışsallaştırmaktan geçer. Pixar animasyonları gibi, içindeki sesi bir karaktere dönüştürüp onunla sohbet etmeye ne dersin? Bugün küçük bir sahne yazabilirsin: İç sesin sana nasıl sesleniyor? Eğer çok karışık geliyorsa, ona bir hikâye anlatıcısı atayabilirsin. David Attenborough gibi derin ve bilge bir ses mi, yoksa Morgan Freeman gibi sakinleştirici bir anlatıcı mı? Eğer hoşuna gitmeyen bir tonda konuşuyorsa, senaryoyu değiştirme gücün var. Çünkü başrolde sensin.

Ve unutma: İç sesin sadece bir yan karakter değil, hayatının en önemli anlatıcısı. Öyleyse onu tanımaya ne dersin?