İçeriğe geç

Göçün Görünmez Yası: Geride Bırakılanların Psikolojisi

    Kln. Psk. Arzu Coşkun

    Göçü genellikle “yeni bir başlangıç” olarak çerçeveleriz. Ancak her başlangıç aynı zamanda bir bitiş değil midir? Göç eden kişi, fiziksel olarak yeni bir yere varırken, geride bir dünya bırakır—ve bu dünya için yas tutar. Çoğunlukla göç edenlerin geride bıraktıkları göz ardı edilir. Bu yas çoğu zaman tanınmaz, isimlendirilmez, hatta meşru görülmez. Bu yazıda, göçün beraberinde getirdiği kayıp deneyimini ve bunun nasıl bir yas sürecine dönüştüğünü ele alacağım.

    Göçte Kayıp Çok Katmanlıdır

    Göç eden kişi yalnızca bir ülkeyi geride bırakmaz. Araştırmacılar, göç sürecinde yaşanan kayıpların çok boyutlu olduğunu vurgulamaktadır. Renner ve arkadaşları (2024) sistematik derlemelerinde, göç yasının kişilerarası kayıpları (aile, arkadaşlar), maddi kayıpları (ev, gelir) ve daha soyut kayıpları (statü, sosyal roller, kimlik, iletişim olanakları) kapsadığını belirtmektedir. Vromans ve arkadaşlarının (2012) geliştirdiği Çok Boyutlu Kayıp Ölçeği, mültecilerdeki kayıp deneyimini beş boyutta ele almaktadır: sembolik benlik kaybı, karşılıklı bağımlılık kaybı, yuva kaybı, kişilerarası kayıp ve içsel bütünlük kaybı.

    Bu kayıpların her biri tek başına bir yas süreci gerektirebilirken bir göçmen bunların hepsini aynı anda yaşar. Ana dilde kendini tam ifade edebilme, profesyonel kimlik ve statü, gündelik rutinler ve tanıdık çevre, kültürel kodlar ve “ait olma” hissi, hatta kokular ve sesler gibi duyusal bağlar—tüm bunlar geride bırakılır ve her biri ayrı bir kayıp olarak deneyimlenir.

    Tanınmayan Yas (Disenfranchised Grief)

    Kenneth Doka’nın (1989, 2002) “tanınmayan yas” kavramı, göç bağlamında son derece açıklayıcıdır. Tanınmayan yas, toplum tarafından kabul edilmeyen, meşru görülmeyen veya desteklenmeyen kayıp deneyimlerini ifade eder. Ölüm olmadan yaşanan kayıplar—örneğin göç nedeniyle sevdiklerinden ayrılma—çevre tarafından genellikle yas olarak kabul edilmez.

    Göçmenler, “ama sen kendi seçiminle gittin” ya da “orada daha iyi şartların var” gibi tepkilerle karşılaşabilir. Bu tutum, yasın bastırılmasına ve yalnız yaşanmasına yol açar. Kişi bir takım sosyal normlardan ötürü bu yasını paylaşacak birilerini bulmakta zorlanır. Üstelik kişi, kendi yasını da meşru görmeyebilir: “Şikâyet etmemeliyim, başkaları daha zor durumda.” Bu içselleştirilmiş yargı, yas sürecini daha da zorlaştırır.

    Belirsiz Kayıp (Ambiguous Loss)

    Pauline Boss’un (1999, 2006) “belirsiz kayıp” kavramı, göç deneyimini anlamak için kritik bir çerçeve sunmaktadır. Boss ve Yeats (2014), mültecilerin anavatanlarından fiziksel olarak uzakta olmalarına rağmen psikolojik olarak orada kalmaya devam ettiklerini öne sürmüş, bunu “vedalaşmadan ayrılma” (leaving without goodbye) olarak tanımlamıştır. Bu durum, özellikle savaş veya zorunlu göç yaşayan bireyler için geçerlidir. Çünkü göç olabildiğince ani bir şekilde gerçekleşmiştir ve göçmen bireylerin bu duyguyu işlemleyecek zamanı olmamıştır.

    Göçte geride kalanlar ölmemiştir, ancak artık gündelik hayatın parçası da değildir. Ne tam bir veda vardır ne tam bir kapanış. Bu belirsizlik, yas sürecinin tamamlanmasını zorlaştırır ve kişi sürekli bir “arada kalmışlık” hisseder. Bunn ve arkadaşları (2023), Suriyeli mültecilerle yaptıkları çalışmada belirsiz kaybın dört boyutunu tanımlamıştır: güvenlik ve emniyet kaybı, sosyal bağlar ve kimlik kaybı, yere bağlılık kaybı, hayaller ve tasavvur edilen gelecek kaybı.

    Bedensel ve Duygusal Belirtiler

    Göç yası kendini farklı şekillerde gösterebilir. Nostaljik özlem ve “eve dönme” fantezileri, geride kalanlar için suçluluk duygusu, öfke veya hayal kırıklığı, uyku sorunları ve yorgunluk, yeni çevreye karşı duygusal mesafe bu belirtiler arasında sayılabilir. Renner ve arkadaşlarının (2024) sistematik derlemesi, göç yası ile depresyon ve psikolojik sıkıntı arasında anlamlı bir ilişki olduğunu ortaya koymaktadır.

    Bu belirtiler sıklıkla “uyum sorunu” olarak yüzeysel biçimde etiketlenebilir. Ancak altında işlenmemiş bir yas yatıyor olabilir. Achotegui’nin (2009) tanımladığı Ulysses Sendromu, göçmenlerin yaşadığı kronik ve çoklu stresin psikolojik etkilerini kapsamlı biçimde ele almaktadır.

    Yasla Nasıl Çalışılır?

    Göç yasıyla sağlıklı bir ilişki kurmak için öncelikle kaybın isimlendirilmesi ve meşrulaştırılması gerekmektedir. “Bu bir kayıp ve yas tutmak doğal” demek, iyileşme sürecinin ilk adımıdır. Rutinler oluşturmak—geride kalanlarla düzenli bağ kurmak, kültürel pratikleri sürdürmek—da önemli bir baş etme stratejisidir.

    Boss (2006), belirsiz kayıpla çalışırken “hem… hem de” tutumunun önemine dikkat çeker: Hem “orayı” hem “burayı” tutabilmek, ikili aidiyeti kabullenmek. Bu, ya/ya da düşüncesinden farklı olarak, kişinin birden fazla yere ve kimliğe aidiyet hissetmesine izin verir. Örneğin kişi hem anavatanını özleyebilir, hem de bulunduğu yerle ilgili minnet duyabilir. 

    Profesyonel destek almak, özellikle göç deneyimi konusunda uzmanlaşmış terapistlerle çalışmak da bu süreçte değerli olabilir.

    Sonuç Olarak…

    Göç yası, göçmenin taşıdığı görünmez bir bavul gibidir. Onu görmezden gelmek bavulu hafifletmez, yalnızca taşımayı zorlaştırır. Yasın tanınması ve işlenmesi, yeni bir yerde gerçekten “var olabilmenin” ön koşullarındandır. Hem bireysel hem de toplumsal düzeyde, göçmenlerin yaşadığı kayıp deneyimlerini tanımak ve desteklemek, sağlıklı bir entegrasyon sürecinin temelini oluşturur.

    Kaynakça

    Achotegui, J. (2009). Migration and mental health: The Ulysses syndrome. Vertex, 20(83), 1-8.

    Boss, P. (1999). Ambiguous loss: Learning to live with unresolved grief. Harvard University Press.

    Boss, P. (2006). Loss, trauma, and resilience: Therapeutic work with ambiguous loss. W. W. Norton.

    Boss, P., & Yeats, J. R. (2014). Ambiguous loss: A complicated type of grief when loved ones disappear. Bereavement Care, 33(2), 63-69. https://doi.org/10.1080/02682621.2014.933572

    Bunn, M., Samuels, G., & Higson-Smith, C. (2023). Ambiguous loss of home: Syrian refugees and the process of losing and remaking home. Wellbeing, Space and Society, 4, 100136. https://doi.org/10.1016/j.wss.2023.100136

    Casado, B. L., Hong, M., & Harrington, D. (2010). Measuring migratory grief and loss associated with the experience of immigration. Research on Social Work Practice, 20(6), 611-620. https://doi.org/10.1177/1049731509360840

    Doka, K. J. (Ed.). (1989). Disenfranchised grief: Recognizing hidden sorrow. Lexington Books.

    Doka, K. J. (Ed.). (2002). Disenfranchised grief: New directions, challenges, and strategies for practice. Research Press.

    Killikelly, C., Bauer, S., & Maercker, A. (2018). The assessment of grief in refugees and post-conflict survivors: A narrative review of etic and emic research. Frontiers in Psychology, 9, 1957. https://doi.org/10.3389/fpsyg.2018.01957

    Renner, A., Schmidt, V., & Kersting, A. (2024). Migratory grief: A systematic review. Frontiers in Psychiatry, 15, 1303847. https://doi.org/10.3389/fpsyt.2024.1303847

    Vromans, L., Schweitzer, R., & Brough, M. (2012). The Multidimensional Loss Scale: Assessing loss and adaptation in newly arrived Burmese refugees. Transcultural Psychiatry, 49(3-4), 545-567.