Kln. Psk. İrem Özden
Cesaret, çoğu zaman büyük adımlar atmak, risk almak veya dünyaya meydan okumak gibi algılansa da aslında çok daha incelikli bir varoluşsal deneyimdir. Varoluşçu düşünürler için cesaret, insanın kendisiyle yüzleşme kapasitesidir. Nietzsche’nin “Kendin ol!” çağrısı, hiçbir biçimde kolay bir davet değildir; çünkü kendin olmak, öncelikle uzun zamandır belki de farkında bile olmadan taktığın maskelerin farkına varmaktır (Nietzsche, 1883/2005). Paul Tillich cesareti, insanın “yokluk tehdidine rağmen ‘var’ olmayı seçmesi” olarak tanımlar (Tillich, 1952). Bu tehdidi her gün farklı biçimlerde yaşarız: “Ya başarısız olursam?”, “Ya insanlar beni yargılarsa?”, “Ya yeterince iyi değilsem?” Bu soruların ağırlığı, bizi sahici yaşamaktan uzaklaştırabilmektedir. Tillich’e göre cesaret, tüm bu korkuların varlığını inkâr etmek değil; tam tersine, onların içinden geçerek kendine bir yön çizebilmektir (Tillich, 1952). Kierkegaard ise cesareti bir tür sıçrama olarak görür. Ona göre insan, güvenli olanın dışına çıkmadan kendisini bulamaz (Kierkegaard, 1849/1985). Bu sıçrama bazen yeni bir ilişkiye başlamaktır, bazen mesleki bir adım atmaktır, bazen de yıllarca taşınan bir kimliğin aslında insanı tükettiğini fark edip ondan vazgeçmektir. Cesur davranmak çoğu zaman dışarıdan büyük görünmez; hatta kimse fark etmez. Ama insanın iç dünyasında küçük bir değişimin yarattığı etki, bir ömrü dönüştürebilir. Örneğin seanslarda sık duyulan bir cümle vardır: “Aslında ne hissettiğimi kimseye söyleyemedim.” Bu itirafın kendisi, başlı başına bir cesaret eylemidir. Çünkü kişi, uzun süre kaçtığı kendi duygusuna yönelmiştir. Nietzsche’nin deyimiyle, insan kendi spontane haliyle yüzleşmek zorundadır (Nietzsche, 1883/2005). Bu yüzleşme olmadan dönüşüm de mümkün değildir. Cesaret, dışarıdan bakıldığında sessizdir. Her sabah yeniden denemeye karar vermektir. İlişkide sınır koyabilmektir. İstenen hayata doğru küçük bir adım atmaktır. Ertelenmiş yüzleşmelerin kapısını aralamaktır. Her biri varoluşsal düzeyde bir “kendine sadakat” biçimidir. Varoluşçu perspektiften cesaret, başarının garantisiyle değil; belirsizliğin ortasında anlam yaratma iradesiyle ilgilidir. İnsan, kendi hayatının tek sorumlusu olduğunu kabul ettiğinde kaygı duyar; fakat aynı anda özgürlüğün kapısı da aralanır. Tillich’in ifadesiyle, cesaret insanın kendi hayatını yaşamaya yönelmesidir (Tillich, 1952). Bu yöneliş her zaman kolay olmasa bile doygun bir yaşamın anahtarı olabilir. Sonuç olarak cesur yaşamak, korkusuz yaşamak değildir. Korkunun elini tutup onunla birlikte yürüyebilmektir. Her insan bu potansiyele sahiptir. Cesaret, dışarıdan büyük görünen eylemlerden önce, içeride verilen küçük ama yenilikçi kararlarda filizlenebilir.
Kaynakça
Kierkegaard, S. (1985). The sickness unto death (W. Lowrie, Trans.). Princeton UniversityPress. (Original work published 1849)
Nietzsche, F. (2005). Thus spoke Zarathustra (A. Del Caro, Trans.). Cambridge UniversityPress. (Original work published 1883)
Tillich, P. (1952). The courage to be. Yale University Press.
